|
Rasim Ozan'ın Sorunlu Kavramları Üzerine Birkaç Satır: Serbest Piyasa, Rekabet, Tekelleşme Kavramlar |
|
Yazar Efe Baştürk
|
|
Pazar, 07 Mart 2010 |
|
Rasim Ozan Kütahyalı, “…kapitalizmin tarihi serbest piyasayı boğma tarihidir” diyerek üstünkörü bir yorumda bulunarak, kapitalizmin semantik düzlemdeki olumsuz algılanışını, serbest piyasa kavramıyla gidermeye çalışmıştır. Aynı mantık, “acaba kapitalizm mantık açısından serbest piyasadan daha farklı bir şey midir” sorusunu sormamıza sebep olmaktadır. Ancak mantıki süreci takip eden okuyucu, kapitalizm ile serbest piyasa arasındaki farklılığın ne olduğuna dair ikna edici ve tutarlı bir argümana Rasim Ozan’ın satırlarında rastlamamaktadır. Kapitalizm kelimesini yaygın biçimde kullananlar, genel kanının aksine, liberaller değil sosyalist kesime mensup olanlardır. Kapital kelimesinin Marksist jargonda üstlendiği olumsuzluğu vurgulamak açısından sosyalistler tarafından tercih edilmektedir. Oysa liberal kesim içerisinde bu konuda ne genel bir kanı vardır ne de serbest piyasa ile kapitalizm arasında kökten bir ayrım olduğuna dair yaklaşımlar mevcuttur. Serbest piyasa ekonomisi ile kast edilen şey, üretim araçlarının özel mülkiyeti altında emeğin işbölümünün toplumsal sistemidir. Piyasa ekonomisinde herkes kendi hesabına eylemde bulunur; ama herkesin eylemleri diğer insanların ve kendisinin ihtiyaçlarının tatminini hedefler. Bu bakımdan serbest piyasa, herkesin kendi için çalıştığı, kendi için ürettiği ancak sonuç itibariyle başkalarına hizmet sunduğu toplumsal bir yapıyı işaret eder. Piyasa, ne zorlamaya ne de cebre sahiptir. Çünkü piyasanın kendisi “soyut” bir sistemin adıdır ve bu sisteme vücut kazandıran şey bireylerin tercihleri ve kararlarıdır. Yani ortada piyasa adı verilen ne somut bir mekanizma vardır ne de bu mekanizmanın yaptırım gücü ve otoritesi vardır. Piyasa her daim bireysel tercih ve kararlar sonucu gelişen, dönüşen ve değişen dinamik ve soyut bir düzenin adıdır.
|
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 06 Mart 2010 )
|
|
|
Liberteryenizm Liberal midir? |
|
Yazar Doğan Gürpınar
|
|
Cumartesi, 06 Mart 2010 |
|
İki Tarz-ı Liberteryenizm Liberteryenizm, ahlaki olarak bireylerin otonomilerine dışarıdan hiç bir müdahalenin meşru olmadığını, bu sebeple sadece bireylere yönelmiş değil kamusal alana dahil hiç bir konuda hiç bir kısıtlamanın kabul edilemeyeceğini savlar. Yani, ahlaki olan her türlü kısıtlamanın, sınırlamanın, müdahalenin olmamasıdır, yokluğudur. Kuşkusuz, siyaset kamuyla ve kamunun ortak alanlarıyla ilgilendiği için liberteryenizm öncelikle ve kaçınılmaz olarak yasal sınırlamalara ve devletin müdehalelerine karşıdır. Vergi “ahlaki değildir” çünkü devlet vergi yoluyla bizim üretttiğimiz ve dolayısıyla bize ait olanı gaspederek almaktadır, güvenlik gerekçeli sınırlandırmalar gayrıahlakidir çünkü bu tür mülahazalarla hareket ve keyfi dolaşım hakkımıza ve her türlü bedensel otonomimize sınırlandırmalar getirimektedir vesaire vesaire. Ancak tabii liberteryenizm sadece “siyasal bir ideoloji” değildir, ondan çok daha kapsayıcı bir dünyagörüşüdür ve sadece siyasal alanlarda değil her türlü bireysel otonomiye engel olan yasal olmayan (sosyal, kültürel, dini, ahlaki) engellemelere de karşıdır.
Tabii ki liberteryenizm ahlaki kısıtlamalara karşıdır derken, liberteryenizm “ahlaksızlıktır” denmemektedir. “Ahlaki” algılanan ama sosyal olarak kurgulanmış ahlaki koda karşı kendi “daraltılmış Kantçılığı” bireysel-merkezli bir ahlaki kod önermektedir. Öncelikle bir liberteryen için başka insanların ne yaptığı bizi ilgilendirmemelidir, daha doğrusu bizim bu konuyla ilgilenmemiz meşru değildir. Liberteryen ahlak, ne yapmalı, nasıl yapmalı gibi soruları reddederek neler kesinlikle yapılmamalı (başkalarının bireysel otonomilerine halel getirici davranışlar) sorusuna odaklanarak, bu sınırlı “yapılmaması gerekenler” listesi dışında her türlü davranışı meşru görmektedir. Şahsi kanaatler çerçevesinde bireyler gönüllü olarak tamamen bireysel ahlaki normlarını oluşturabilirler, ancak bu tür bireysel ahlaki davranış kodları sosyal olarak anlam ve değer teşkil etmezler.
|
|
Son Güncelleme ( Cuma, 05 Mart 2010 )
|
|
|
Liberalizm (7): Liberalizm, Adalet, Demokrasi ve Sol |
|
Yazar F. A. von Hayek
|
|
Cuma, 05 Mart 2010 |
|
11. Liberalizm ve Adalet  Liberal adalet anlayışı liberal hukuk anlayışıyla yakından bağlantılıdır. Liberal adalet anlayışı iki önemli hususta günümüzde yaygın kabul gören anlayıştan farklılık arz eder: bu anlayış, özel çıkarlardan bağımsız objektif âdil davranış kurallarının keşfedilmesi imkânına duyulan bir inanç üzerine temellendirilir; ve kendisini, insan davranışının farklı bireyler vaya grupların sosyal mevkileri üzerine muayyen sonuçları ile değil, ama sadece, insan davranışının hakkaniyeti ya da insan davranışını yöneten kurallarla ilgilendirir. Özellikle sosyalizme karşıt olarak, liberalizmin dağıtımcı adalet veya artık daha sıklıkla “sosyal” adalet diye adlandırılan şeyle değil de, karşılıklı uygulanan adalet (commutative justice) ile ilgilendiği söylenebilir. Keşfedilebilen ama keyfî olarak yaratılamayan âdil davranış kurallarının varlığına inanç, bu türden kuralların büyük çoğunluğunun her zaman şüphe edilmeksizin kabul edilmiş olacakları ve belirli bir kuralın hakkaniyeti hakkındaki herhangi bir şüphenin, genel kabul görmüş kuralların bu ana bütünü bağlamında, kabul edilecek kuralın kalan diğer kurallarla bağdaşır olacağı bir şekilde, çözümlenmesi gerektiği gerçeğine dayanır; yani, bu kural bütün diğer âdil davranış kurallarının kendisine hizmet ettiği aynı tür soyut faaliyet düzeninin oluşumuna hizmet etmeli, ve bu kurallardan herhangi birisinin icapları ile çatışmamalıdır. Böylece, herhangi bir belirli kuralın âdilliği testi, bu kuralın, bütün diğer kabul edilmiş kurallarla tutarlı olduğunu kanıtlamasından dolayı, evrensel seviyede uygulanmasının imkân dahilinde olup olmadığıdır.
|
|
Son Güncelleme ( Cuma, 05 Mart 2010 )
|
|
|
Liberalizm: Radikal Sol Hareket |
|
Yazar Serkan Kiremit
|
|
Perşembe, 04 Mart 2010 |
|
“Liberalizmin olmadığı bir sol dünya; güçlülerin her düzeyde zayıflara karşı sürekli zaferi, Hüküm süren çılgın ideolojiler, siyasetin iktisada, hiyerarşinin yeteneğe baskın çıkması, insan haklarının tanınmaması, eleştirinin yasaklanması ve insanın hor görülmesi demektir.” OCTAVİA PAZ
Şaşırmayınız! Liberalizm radikal bir sol harekettir. Liberalizm, umut felsefesidir. Liberal hareketten önce insan hayatı, birkaç “Feodal Bey, Kral ve beslemeleri hariç” sefillik sınırında yaşayan atalarımızın kısa, karanlık, hastalıklarla geçen, kanlı tarihi ile doluydu. Bu insanın insan üzerinden faydalandığı sömürü düzeninden, umudun ve mutluluğun dayanağı memnuniyet dünyasına kapılarını açmış bir siyasi ve ekonomik gelişme sürecidir. Bu radikal bir hareket olarak, liberalizmin vazgeçemeyeceği sol bir amaçtır. Yani solun sürekli söylediği; barış, akılcılık, fakirliğin -mümkün olduğu şekilde- hızla ortadan kaldırılması, her türlü sömürünün son bulması, ifade özgürlüğü, doğa üzerinde insan hakimiyetinin doruklaşması, seküler hayat biçimi, kölelik karşıtlığı ve başkalarına minnet etmeden yaşama düşüncesidir.
Liberalizm sürekli bir umut, iyimserlik ve iyi bir yaşam vaadidir. Liberalizm insan kardeşlerine mutluluğu arama hakkı olarak tercih yelpazesini genişletme, maddi ve manevi ihtiyaçlarını arttırma gerçeğidir. Bu gelenek son 5 yüzyıldır, ara ara kesintiye uğrasa da, neredeyse hiç durmadan insan kardeşlerine çalışır. Liberalizm, “Sağ siyasetin” amacı olan eskiye dönüş senaryolarını, mite ve sembollere dayalı bir siyasi yaşamı, doğada olmayan hiyerarşiyi ve ilkel bir düzene olan özlemleri kabul edilemez görerek, gözünü kırpmadan ona karşı kendi radikal fikirlerini savunur. Zaten, Liberalizm daha adı popüler anlamda telaffuz edilmeden önce Radikalizm olarak anılırdı. Radikalizm, Liberalizmin bilinen ilk ismidir. Radikalizm, 1789’da Fransız Devrimiyle birlikte Anglo-Sakson dünyada Whig’ler arasında entelektüel ve siyasi duruş farklarından ortaya çıkmıştır.
|
|
Son Güncelleme ( Perşembe, 04 Mart 2010 )
|
|
|
Liberal Faşizm mi Dediniz? |
|
Yazar Atilla Yayla
|
|
Çarşamba, 03 Mart 2010 |
|
2008'de ABD'de ilginç bir kitap yayımlandı. Los Angeles Times gazetesi köşe yazarı Jonah Goldberg tarafından yazılan kitabın kısa başlığı Liberal Fascism'di (Liberal Faşizm). Bazı Kemalist köşe yazarları bu kitabı keşfetti ve onun üzerinden Türkiyeli liberalleri faşistlikle itham etmeye çalıştı. Bunun üzerine liberalizmin mi yoksa Kemalizm'in mi faşizme yakın olduğunu sorgulayan bir yazı kaleme almıştım. Geçtiğimiz günlerde The Independent Review'da profesör Steven Horwitz'in bu kitabı tahlil eden "Fascism: İtalian, German and American" (Faşizm: İtalyan, Alman, Amerikan) başlıklı yazısını okuyunca konuyu Horwitz'in perspektifine dayanarak tekrar ele almaya karar verdim. Önce bir noktanın altını iyice çizelim. Liberalizm, her yerde aynı anlama gelmiyor. Kavram birçok yerde orijinal anlamından bir ölçüde saptırıldı, ABD'de ise neredeyse tamamen tersyüz edildi. Hayek ve N. Barry başta olmak üzere birçok filozof ve akademisyenin işaret ettiği gibi ABD'de 20. yüzyılın başlarında ''liberal'' orijinal liberalizme karşı olanların sahiplenmeyi başardıkları bir etikete dönüşmüştür. Artık sosyal demokratları hatta sosyalistleri adlandırmak için kullanılmaktadır. Bunda Amerika'da sosyal demokrasi kavramının yerleşmemiş olmasının büyük payı vardır. Bu yüzden Amerikan liberalleri deyince atıf yapılan kimseler aslında sosyal demokratlardır. Önde gelen Amerikan sosyal demokratlarıysa Rawls, Dworkin gibi yazarlardır.
|
|
Son Güncelleme ( Salı, 02 Mart 2010 )
|
|
|