3H Hareketi’nin 2009 Bahar sayısında “Refah Devleti ve Zararları” konusunu ele aldığı "Kapana Kısıldılar" başlıklı Liberalem dergisiniindirmek için resme tıklayınız..
Ingilizcede "pest" denilen kene, sivrisinek, esek arisi, hamam bocegi, vs gibi "evdeki zararli hayvanlar"dan biridir.Tanri nedir?Insanlarin en kutsal buldugu, en onemli varlik diye tapindigi olgu.
Fare Tanri olurmu?
Olur. Hindistanda oldugunu hepimiz biliyoruz. Sacina boncuklar takmis, beyaz bir kumasi bedenine sarmis, yuzunun orasini burasini boyamis bir adam her sabah bir legen sutu goturup farelerin yasadigi tapinaga birakiyor, bir de kuru yemis, meyva filan varsa onlari da birakiyor.
Birkaç haftadır yaşanılan bu hukuk karmaşası bir kez daha göstermiştir ki, yargı erkindeki mevcut çift başlılık durumu, ceza yargılamasının yegâne amacı olan ‘maddi gerçeklere ulaşma’ noktasında hukukun ve hukuk uygulayıcılarının önünü tıkamaya devam etmektedir.
Genelkurmay Askeri Savcılık makamı, malum ‘belge’ye ilişkin başlattığı soruşturmasını nihayete erdirdi. Soruşturmayı takipsizlik kararı ile noktalayan askeri yargı mekanizması, kendisi açısından, söz konusu belgeye ilişkin açmış olduğu soruşturma dosyasını şimdilik kapattı.
Takipsizlik kararında vurgulanan, “soruşturma konusu belgenin orijinalinin bulunamadığı”, “fotokopisi üzerinde yaptırılan grafolojik inceleme sonucu, imzanın kuvvetle muhtemel Albay Dursun Çiçek’e ait olduğuna ilişkin bir kanaate varıldığı”, “buna rağmen belgenin genelkurmayın bilgisi dâhilinde hazırlandığına dair yeterli ve kuvvetli kanıt toplanamadığı” hususları dikkate değerdi.
İki haftayı aşkın bir süredir Türkiye’nin gündemini meşgul eden malum belge, Taraf Gazetesi’nde yayınlandığı günden itibaren girilen soruşturma sürecinin, baştan sona değin hukuki hatalarla dolu olduğunu düşünüyorum.
Bu yazı, Enerji Piyasası Denetleme Kurulu’nun (EPDK), akaryakıt fiyatlarına müdahale etmesi üzerine, Enerji Bakanı’na sitem amacıyla yazılmıştır
Sayın Taner Yıldız;
Göreve ilk geldiğiniz zaman, sizi tanımıyordum. Görece başarılı bir şekilde görevini tamamlayan Hilmi Güler’den sonra sizin nasıl bir performans sergileyeceğinizi açıkçası çok merak ediyordum. Enerji sektöründe bir hayli deneyiminiz olduğunu öğrendikten sonra bile kafamda acaba işaretleri vardı ki; devir teslim töreninde sarf etmiş olduğunuz şu söz, bu görevi layıkıyla yerine getireceğiniz konusunda içime su serpti:
“Enerji piyasasını devlet egemen yapıdan kurtarıp liberalleştireceğiz..” Göreve gelir gelmez yapmış olduğunuz saptamada ne kadar haklıydınız.
Liberal demokrasilerde partilere verilen bu önemden dolayı devlet, bir anlamda siyasi partilerin devletidir. Ancak vesayet rejiminde ise, durum bunun tam tersidir. Ülkemizde siyasi partilerin devleti yoktur, ancak devletin siyasi partileri vardır.
Ülkemizin en önemli sorununun demokratikleşmeme olduğunu söyleyebiliriz. Özgürlük, hukuk, çoğulculuk, sivilleşme ve refah için gerekli olan özgürlükçü demokrasinin kurumsallaşmasına imkân tanımayan vesayet rejimi, anti-demokrasinin kurumsallaşması için her türlü araca başvurmakta ve yolu denemektedir. Anti-demokrasinin kurumsallaşmasına rağmen demokrasinin sadece formel olarak uygulanması, demokratikleşmeme dediğimiz sorunun doğmasına neden olmaktadır. 19-20 Haziran tarihleri arasında yapılan on dokuzuncu Abant Platform'unda demokratikleşme ve siyasi partiler konusu masaya yatırıldı ve demokrasinin ülkemizde niçin kurumsallaşmadığı sorusuna siyasi partiler düzleminde cevap aranmaya çalışıldı.
1982 Anayasası'nın yapımında hiçbir siyasi partinin katkısı yoktur. Başka bir ifadeyle 82 Anayasası partisiz bir anayasadır. 82 ve 61 Anayasaları arasındaki önemli farklardan biri budur. 82 Anayasası ve siyasi partiler yasası, toplumsal ve siyasal hayatı formel olarak partili, muhtevada ise partisiz olarak öngören bir illiberal felsefeyle hazırlanmışlardır.
Ulkemizde en buyuk suclardan biri para kazanmak. Bundan daha buyuk suc da para kazanmak icin calistigini acikca soylemek herhalde. Ama ancak "gluk gluk" seviyesinde iseniz, karin tokluguna calisiyorsaniz, ekmek parasi pesindeyim abi durumundaysaniz para kazanmaniz erdemli bir ugras olarak degerlendirilebilir. Bunu disindaki durumlarda cok para kazanmak ayiptir.
Saglik bakani Recep Akdag doktorlari "israrla para kazanmak istemek"le sucluyor. Konu saglik sektoru, devlet, doktorlar olunca isler karmasiklasiyor. Sorun tek boyutlu olmaktan cikiyor. Ama salt para kazanmak arzusu suc degildir, sirf bu nedenle herhangi bir pozisyonun dogrulugu ispatlanamaz. Kimse de para kazanmak istiyor diye elestirilemez.
Sahsen ben para kazanmak arzusu olmayan bir doktora muayene olmak istemem. Degil doktor, para kazanmak arzusu olmayan bir berbere bile gitmekte tereddut ederim. Isini iyi yapmayan bir doktorun ya da berberin normal kosullarda bu durumdan menfaat saglamasi, para kazanmasi mumkun degildir. Isini iyi yapan ise bunun karsiliginda odulunu alacaktir.
Avusturya ekolüne göre, her iktisadi büyüme iyi değildir. Büyüme doğal bir şekilde gerçekleşmiş ise sorun yoktur ama büyüme suni bir biçimde tetiklenmişse bunun bedeli çok ağır olur.
Büyümenin maliyeti, Hayek’e göre orta ve uzun dönemde ortaya çıkar. Ve maliyetin bedeli her şekilde ülkenin vatandaşları tarafından karşılanır.
Son dönemdeki global büyüme iktisatçılar arasında büyük bir sevinçle karşılandı ama kârlar sürekli bir yükselme göstermekle, ilelebet böyle devam edemeyeceğini görmek arasında bir fark vardır. Bu farkı her koşulda dile getirmek Avusturya iktisatçılarına düşen bir görev gibidir. Teorilerinin sağlamlılığı, bunun yanında, kısa dönemde işe yaramıyor gözükmesi, onları, iktisat disiplininde ilgi odağı olmaktan uzaklaştırır. Bunun yanında, ısrarlı ve güçlü fikirlerinden taviz vermiyor olmaları, onların, şöhretlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Buna rağmen, Avusturya ekolüne mensup kişiler, yüzyılın başlıca tartışmalarındaki en önde gelen polemikçileriydi. Bugün dünya siyasetine başlıca yön veren; özelleştirme, sosyal güvenlik reformu, merkez bankası özerkliği ve serbest piyasa iktisadı, temelde Avusturya ekolünün mirasıdır.
Avusturya ekolü, 1920’lerde dünyada görülen bolluk döneminde, krizi önceden gören bir iktisat okulu olarak çok popülerdi. Skousen o yılları şöyle ifade ediyordu: